Bu sayfadaki yazıları büyütebilmek için tıklayınBu sayfadaki yazıları küçültebilmek için tıklayınBu sayfayı yazıcıya göndermek için tıklayınBu sayfayı favorilerinize eklemek için tıklayınBu yazının kayıtlı olduğu kategoriye gitmek için tıklayınBu yazıda hata veya sormak istediğiniz soru varsa tıklayınBu yazıyı arkadaşınıza tavsiye edebilmek için tıklayınBu yazıyı açık arkaplan koyu yazı formatlarıyla görüntülemek için tıklayınBu yazıyı koyu arkaplan açık yazı formatlarında görüntülemek için tıklayınBu yazıyı sarı arkaplan koyu kırmızı formatında görüntüleyebilmek için tıklayın
Yardım için tıklayın  
   
 

 

       
  SEFERİLİK  

Arama:    

 



Seferilik İslam Tarihinde önemli bir dini ruhsat olmasına karşın doğru algılanabildi mi? bu yazıda seferiliğin temel mantığı ve kavram ekseni tartışmalarını bulacaksınız. 
   
Bülent Şahin ERDEĞER

Yıllardır üzerinde düşündüğüm,fakat fıkıh kitaplarından bir türlü tatmin olamadığım seferilik hakkındaki düşüncelerimi eleştirilere açmak istiyorum. Konuya ilk önce bir alıntıyla başlamak istiyorum.
Fahreddin Razi Nisa 101 ile ilgili seferilikle ilgili tüm ihtilafları zikrettikten sonra, zahirilerden şöyle bir alıntı yapar.
'' Zahiriler dedilerki; Fukahanın bu konuda birbirini tutmayan görüşleri,müdde
tin ve mesafenin takdiri konusunda sağlam bir delil bulamadıklarını gösterir. Eğer
bu konuda sağlam bir delil elde etmiş olsalardı,bu tutarsızlıklar olmazdı.Sahabenin
bu meselenin hükmü konusunda susmuş olması,ayetin hükmünün mutlak seferle
bağlantılı olduğuna inanmalarından kaynaklanmış olabilir. Dolayısıyla bu hüküm
bu ayetle mutlak sefer için sabittir.Hüküm Kur'anın metninde mezkur olunca, ictihad ve istinbata ihtiyaç duyulmamıştır. (Fahreddin Razi. Mefatih el gayb) Ben de diyorum ki zahiriler,seferiliğin müddeti ve mesafesi konusunda sağlam bir delil olmayışı konusunda isabet etmelerine rağmen,maalesefki maksadı yakalama konusunda isabet edememişlerdir.Zaten zahiriliğin karakteristik yapısıda budur.Çünkü onlara göre,
bir kaç adım atan kişi seferi olur ve söz konusu olan namaz ve oruçla ilgili ruhsatlardan istifade edebilir.
Evet doğrudur.Fakihler seferiliğin müddeti ve mesafesi konusunda sağlam bir delil bulamamışlardır, bugünde bulunamaz ve kıyamete kadar da bulunamayacaktır.Seferiliğin müddeti ve mesafesi ile ilgili delil aramak boşuna bir çabadır.Olmayan bir şeyi aramaktır.Çünkü bu bir gaybi bir meseledir, gaybı ise Yüce Allahtan başka kimse bilemez Fakihlerin bu konuyla ilgili tüm ihtilafları, meselenin maksadını yakalayamadıkların
dan ve bu konudaki hadisleri ön planda tutmalarından kaynaklanmaktadır.Elbette ben de hadislerden tamamen bağımsız olarak bu araştırmamı yapmış değilim.Ancak Kur'anın maksadına ve ruhuna uygun olan rivayetleri ilmimin elverdiğince almaya çalıştım.
Peki herhangi bir yolculuk, Kur'anın öngördüğü seferilik kapsamına girermi?Konuya namaz ile başlayalım. Maksad aramaksızın herhangi bir yolculuğa çıkanlar,ister üç günlük, ister 90 km lik mesafe olsun, namazlarını kısaltabilirlermi; Buna evet diyenler, Kur'anın şöyle bir maksadı olduğunu iddia edebilirler mi?
''İnsanlar seyahate,tatile,akraba ziyaretine,iş toplantısına,pikniğe (bu günkü şartlar altında 90 kmlik bir mesafeye çok rahatlıkla pikniğe gidilebilmektedir)eğlence yerlerine gittikleri zaman bir çok sıkıntıya uğruyorlar, birde üstüne üstlük namazı da tam kılıp,oruçta tutup daha da çok zahmet çekmesinler''
Mübah olan yolculuklarda,Niçin Kur'an farz olan namaz ve oruçla ilgili ruhsatları önersin ki.Bunun makul bir izahını yapabilecek birisi varmıdır?
Namazın kısaltılmasıyla ilgili ayete bir bakalım.
Yeryüzünde yol teptiğinizde, kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız,
namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur Muhakkak ki kafirler sizin apaçık düşmanınızdır. Nisa 101Bu ayette Allahu Teala namazı kısaltmanın illeti olarak kafirlerin fitnesini zikretmiş ve hemen bir sonraki ayettede bunun savaş hali olduğunu beyan buyurmuştur.Bu ayette
ki ''fil ardı'' ifadesi yeryüzünün tamamı anlamındadır.Konunun başında seferiliğin müddeti ve mesafesi ilgili delil olamaz hatta boşuna bir çabadır demiştik.Çünkü savaşın ne zaman ve nerede çıkacağı önceden belirlenemez.Savaş müslümanların bulunduğu beldede düşmanların istilasıylada olabilir,dünyanın öbür ucunda da olabilir.Bundan dolayı her zaman için sabit bir ölçü konulamaz.İşte bundan dolayı Kur'an sabit bir me
safe vermemiş, yeryüzünün tamamı anlamında olan ''fil ardı'' ibaresini zikretmiştir.
Fakihler seferilik namazıyla, korku namazını ayrı olarak mütalaa etmişllerdir. Fakat bu doğru değildir.Bunların ikiside aynı şeylerdir.Yani yolculukta namazı iki rekat kılmak diye bir şey Kur'anda yoktur.Sadece savaş esnasında ve savaş için çıkılacak yolculuklarda namaz kısaltılır. O da Nisa 102 delaletiyle nöbetleşerek birer rekattır. Herhangi bir yolculukta maksat aramaksızın namazı iki rekat olarak kılanlar, niçin akşam ve sabah namazlarını kısaltamadıklarını cevaplamak zorundadırlar. mademki Kuranda namazı kısaltmaya ruhsat verilmiştir bu ruhsatın illeti sabah namazı vaktindede olabilir, akşam namazı vaktindede Halbuki Kur'an nisa 101 de herhangi bir ayırım yapmamış, genel bir anlamda '' en taksuru minessalati'' İfadesini kullanmıştır.Herhangi bir yol
culukta namazlar iki rekat kılınır diyenler; yolculukta dörtten ikiye,korkuda da bire şeklinde iki kere kısaltmayı kabul etmiş olurlarki, bu Kur'ana terstir.Zira Kur'anda kasr bir keredir, o da savaş esnasında veya savaş için çıkılan yolculuklardadır.
Gayet açıktırki, eğer müslümanlar savaş esnasında topluca olarak ve tam erkanına riayet ederek namaz kılarlarsa, düşmanların baskınına uğrayabilirler.Bundan dolayıda savaş müslümanların aleyhine sonuçlanabilir.Müslümanların kutsal değerlerine (akıl, nesil, din, can ve mal emniyetine) zarar gelme söz konusudur.Rahman ve rahim Yüce Allah tüm meşakkatine rağmen nisa 102de savaş esnasında tamamen terkedin dememiş,nöbetle
şerek birer rekat kılın buyurmuştur.
Her gün kılınan beş vakit namazın kılınış şekli Kur'anda belirlenmediği halde,savaş esnasında kılınan namazın kılınış şekli niçin detaylı olarak Nisa 102de belirlenmiştir.Kanımca, (en doğrusunu Allahu Teala bilir).Resulullahın örnekliğinde,yüzlerce sahabenin katılımıyla, günde beş kere yoğunlukla nesilden nesillere tevatüren aktarılarak günümüze kadar gelen namazın kılınış şekli unutulacak cinsten değildir.Savaş ise nadir olan bir olaydır.
Bundan dolayı karışıklığa meydan vermemek için bu namazın kılınış şekli Kur'anda belirlenmiştir
Allahu Tealanın sadece savaşın zorluğu için verdiği bu ruhsatı her yerde ve her zaman kullanmak isteyenlerin yaptığına bir bakın.
'' Ya'la şöyle demiş; Ömer Hattaba dedimki (Allah Teala) eğer sefer esnasında kafirlerin size bir fenalık yapmasından korkarsanız, namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur (buyuruyor) Şimdi insanlar emniyettedir. Ömer şu cevabı verdi;
Bu senin şaştığın şeye bende şaştım da onu Resulullaha sordum ''Bu Allahın size tasadduk eylediği bir sadakadır. Binaenaleyh siz onun sadakasını kabul edin'' buyurdular (Müslim.yolculuk namazı bahsi) Bu hadis hem Hz.Ömere, hemde Resulullaha a.s. açıkça bir iftiradır.Zira Resulullahın
Kur'ana ters bir şey söylemesi asla mümkün değildir.Eğer bu tasadduk her zaman geçerli olsaydı, Allahu Teala Nisa 103te
''Fe izetme'nentum fe ekımıssalate''
'' Emniyete kavuştuğunuz zaman namazı tam erkanıyla kılın'' buyurmazdı.
Şimdi birde fakihlerin itibar etmediği, fakat Kur'anın maksadıyla örtüşen şu rivayete bir bakalım.
'' Ebu Cafer tefsirinde, Hz Aişenin seferde namazı tam kılın dediğini, bunun üzerine oradakilerin Resulullah a.s. namazı seferde iki rekat olarak kılardı, mukabelesinde bulunduklarını, Hz. Aişenin de Harbde idi korkuyordu sizdemi korkuyorsunuz? dediğini rivayet eder (müslim)Elbetteki her rivayetin başına gelen arıza bu rivayetinde başına gelmiştir.O da namazın iki rekat değil, bir rekat olmasıdır.
Şimdi gelelim oruca. Allahu Teala bakara 184 ve 185 te seferilikte orucun tehir edilebileceğini beyan buyurmuştur.Peki maksat aranmaksızın her hangi bir yolculukta mı?
'' Ebu Said Hudriden Biz oruçlu olduğumuz halde, Resulullah a.s ile birlikte, Mekkeye sefere çıktık. Bir yerde mola verdik.Resulullah a.s; Siz düşmanınıza yaklaştınız, artık oruç tutmamak size daha kuvvet kazandırır,bu yurdu. Bu bir ruhsat idi. Onun için kimimiz tuttu,kimimiz tutmadı. Sonra başka bir yere indik. Bu sefer Resulullah a.s; Sizler yarın düşmanınızla karşılaşacaksınız. Oruç tutmamak size daha çok kuvvet kazandırır. Oruç tutmayın buyurdular.
Bu kati bir emirdi. Hemen orucu bıraktık. (Müslim oruç bahsi)Mekkenin fethi için yapılan bu yolculuğun ramazan ayında olduğu,tarihende sabit olan bir husustur.Şimdi bu yolculuğu herhangi bir yolculukla kıyaslamak mümkünmüdür Savaşı kısaca analiz edecek olursak:Savaşta Allahın kelimesini yüceltmek,Müslüman toplumun temel beş emniyetlerini korumak,v.s. gibi ulvi gayeler vardır.Ayrıca savaşta müslümanların aç, susuz, uykusuz ve cinsel yaşamdan bir müddet uzak kalma gibi sıkıntılar söz konusudur.Birde üstüne üstlük, kişi en değerli varlığı olan canını ortaya koymaktadır.İşte bundan dolayı Kur'an böylesine ulvi gayelerin ve böylesine meşakkatlerin söz konusu olduğu yolculuklarda, namaz ve oruçla ilgili ruhsatları önermektedir.Ya
ni bu ruhsatlar bireye değil, İslam ordusuna verilen ruhsatlardır.Zira gayet açıktırki hiç kimse tek başına savaş yapmaya gitmez.(istisnalar hariç,bombalı eylemler gibi) Halbuki tek başına herhangi bir yolculuk yapmak sıradan bir olaydır.
Eğer müslümanlar oruçlu olurlarsa, savaş esnasında zorunlu olan performansı gösteremiyebilirler.İşte bu sebepten dolayı Kur'an oruç ile ilgili ruhsatı önermektedir. Zaten Mekkenin fethi ile ilgili hadiste de açıkça görüldüğü gibi, sahabe bu yolculuğun başında oruç tutmuş, fakat mekkeye yakın bir yere geldiklerinde, Resulullah a.s; Yarın düşmanınızla karşılaşacaksınız, oruç tutmamak size daha çok kuvvet
verir, artık oruç tutmayın buyurmuştur. Eğer şayet herhangi bir seyahat anlamında bir yolculuğun Kur'anda ifadesi varmı diye sorulacak olursa, derimki evet vardır.
'' Ey iman edenler, sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar ve yolcu olmanız hariç yıkanıncaya kadar namaza yaklaşmayın.Eğer hasta veya savaş yolculuğunda iseniz, tuvaletten gelmişseniz ve kadınlara dokunupta (ilişkide bulunmuş) su bulamazsanız, temiz bir toprağa teyemmüm edin,yüzlerinize ve ellerinize sürün. Muhakkakki Allah affedici ve bağışlayıcı olandır. Nisa 43
Şimdi büyük bir müfessir olan İbn.cerir Taberi'nin bu ayetle ilgili açıklamasına bir bakalım.
'' (Gelip geçme durumu hariç, cünüpken namaza yaklaşmayınız) ayetinden; yolu üzerinde olupta, geçme durumu hariç mescide yaklaşmayın anlamı çıkaranların sözü;bana göre daha uygundur. Zira cünüpken su bulamayanın hükmü, ''hasta veya seferde olduğunuzda'' kısmında açıklanmıştır. şayet ''gelip geçme hali dışında gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın'' ibaresinde YOLCU kastedilmiş olsaydı, hasta veya seferi olursanız kısmında tekrar zikredilmesinin makul bir izahı olmazdı.Zira aynı hüküm ondan önce zikredilmiştir. O halde ayetin tevili şöyle olcaktır;
Eyi iman edenler sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye ve gelip geçme durumu hariç gusledinceye kadar MESCİDLERE yaklaşmayın.(İbni Kesir)
Daha öncede belirttiğimiz gibi Ulemanın kafasında ''SEFER'' denilince maksad aramaksızın herhangi bir yolculuk vardır.Bundan dolayıda Taberi de bu ayetteki ''Abiri sebilin'' ibaresini ister istemez tevil etmek zorunda kalmış ve ''gelip geçme durumu hariç gusledinceye kadar mescide yaklaşmayın''şeklinde yorumlamıştır. Halbuki ayet gayet açık ve nettir.Tevile de gerek yoktur.Ayetlere içi boş ve kuru bir lafızcı anlayışla yaklaşmanın getirdiği sıkıntılardır bu teviller.
Şimdi ayeti bu teville ele alırsak, mescidin haricinde olanlar cünüpken namaz kılabilir anlamı çıkarki bunun ne kadar sakat bir yorum olduğu ortadadır.Ayetin başı ''Ya eyyuhellezine amenu la tekrabussalate'' Ey iman edenler namaza yaklaşmayın, diye başlamaktadır. Namaz ise efdal olmakla beraber her halu karda mescidde eda edilen bir ibadet değildir. Namaz temiz olan heryerde kılınabilir.Taberinin; ''abiri sebilin''de yolcu kasdedilmiş olsaydı, ''ev ala seferin''de tekrar zikredilmesinin makul bir izahı olmazdı; sözüne gelince, Abiri sebilin'in anlamı uğrayan yolcu demektir.Zira yolculuğa çıkan kişi beşeri ihtiyaçlarını gidermek için dinlenme tesislerine uğrar.Hiç bir tesise uğramasa bile yol güzergahında durup mola vermesi de uğramak sayılır.Her ikiside yolculuk olmakla beraber maksadları farklı olan yolculuklardır.Zira hangi yolculuk olursa olsun su bulamama hali yolculukta çoğu zaman söz konusu olabilir.
Malumdurki, iki vakit arası bir hayli kısıtlıdır.Bundan dolayı kişi su bulamadığı takdirde teyemmümle namazını eda edecektir.Makul izahını yaptığım bu nuans farkı ''cünüben'' ile ''lemestümünnisae'' ibarelerinde de söz kosudur. İşte bu aynı lafızcı anlayıştan dolayı Şafii ''lemestümünnisae'' den maksat cinsel ilişki ve cünüplük olsaydı daha önceden ''cünüben'' ibaresi geçmezdi diyerek, bu ibareden kadınlara dokunmanın abdesti bozduğu hükmünü çıkarmıştır. Şimdi aynı anlamdaki bu farklı ibarelerin izahına geçelim. ''lemestümünnisae''den maksat cinsel ilişkidir.Her cinsel ilişkinin sonucu cünüplüktür,
fakat her cünüplük cinsel ilişkiden meydana gelmez.Zira rüyada ihtilam olmakla veya vücuddan herhangi bir nedenle meninin çıkmasından dolayı cünüplük meydana gelir. Cinsel ilişki için illa da iki kişi şarttır. Fakat cünüp olmak için iki kişi olmak şart değildir.Kişi daha öncede saydığım nedenlerden dolayı da tek başına cünüp olabilir.Hem cinsel ilişki, hem cünüplük guslü gerektirdiği halde, var oluş şekilleri farklıdır.Bundan dolayı farklı ibarelerle bu ayette zikredilmişlerdir (Allahu a'lem) Şafii'ye getirdiğim eleştiriden dolayı, benim hanefi mezhebinde olduğum ve mezheb taassubuyla hareket ettiğim düşünülmemelidir.Her mezhebin doğruları yanlışları vardır. Bineaenaleyh herhangi bir mezhebin mensubu değilim.Taklidin haram olduğuna inanıyorum
Konuyu toparlayacak olursak;Mübah olan her yolculuk ''abiri sebilin''kavramının alanına dahildir.Savaş için yapılacak olan yolculuklar ise ''sefer'' kavramının alanına girer.
Hac farz olan bir ibadettir.Hac için yapılacak olan yolculuklar hangi kavramın alanına girer diye sorulacak olursa, derimki;
Hac farz olmakla beraber sadece bireyi ilgilendiren bir husustur.Birinin haccetmesinden toplumun menfaati söz konusu değildir.Halbuki savaşta ise bütün bir müslüman toplumun menfaati söz konusudur.Namaz ve oruçla ilgili olan ruhsatların, toplumun menfaati bulunan savaşlar için öngörüldüğü dikkate alınırsa, hac için yapılan yolculuğun ''abiri sebilin'' kavramı alanına girmesi bence daha anlamlıdır. Savaş esnasında ölen kişi ile
niçin normal ölümle ölen kişi niçin bir tutulmuyorda şehid oluyor.Allahın rızasını gözeterek toplumun menfaati uğruna canını feda etiği için.
Sonuç olarak bu araştırmamın mutlak doğru olduğunu iddia edecek değilim.Zaten böyle bir şey ilim dışı olur.Meseleye birde ihtimal Açısından bakalım
Fahreddin Razi tefsirinde ahiretle ilgili bütün ayetleri zikrettikten sonra, ahireti inkar edenler için son derece güzel akli bir muhakeme yapar ve şöyle der.
Eğer bu mesele sizin dediğiniz gibi ise,bende ahirete inandığım için öldükten sonra bir kaybım olmaz. Sadece bazı dünyevi lezzetlerden mahrum kalmışm olurumki buda fazla bir kayıp sayılmaz. zaten dünya gelip geçicidir Ya peki bu mesele bizim dediğimiz gibi ise, ve sizde bunu inkar ettiğiniz
için öldükten sonra vay VAY HALİNİZE.

Ben de aynı muhakemeden yola çıkarak derimki; Eğer bu mesele geleneğin anladığı gibi ise, yani her hangi bir yolculukta söz konusu ruhsatlardan istifade etmek mümkün ise fakat ben buna rağmen namazımı tam kılıyor ve orucumu tehir etmiyorsam Allahu Tealanın emrine ters düşmüş olmuyorum.Zira ruhsatlarla amel etmek zaruri değildir.
Ama ya mesele benim anladığım gibi ise yani bu ruhsatlar sadece savaş için çıkılan yolculuklarda geçerli ise,her hangi bir yolculukta namazını kısaltanlar ve orucunu tehir edenler Yüce allahın emrine ters düştükleri için VAY HALLERİNE. NE DERSİNİZ EN AZINDAN İHTİYATLI DAVRANMAK GEREKMEZ Mİ?
   
Bu Yazı Hakkında
Bu Yazı 23.12.2004 tarihinde siteye eklendi ve Temel Kavramlar kategorisinde 5639 kez okundu.

Bu Yazıyı yazıcıdan çıktı almak için tıklayın.
Bu Yazının kayıtlı olduğu Temel Kavramlar kategorisine gitmek için tıklayın.
Bu Yazıda veya sayfada hata varsa lütfen bize bildirmek için tıklayın
 
     
 
Okuduğunuz yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kur'an Nesli alıntıladığı tüm yazıları hiçbir ticari kaygı gütmeksizin bilginin paylaşılması maksadıyla sizlere sunmaktadır..
KURANNESLI.info - 2005