Bu sayfadaki yazıları büyütebilmek için tıklayınBu sayfadaki yazıları küçültebilmek için tıklayınBu sayfayı yazıcıya göndermek için tıklayınBu sayfayı favorilerinize eklemek için tıklayınBu yazının kayıtlı olduğu kategoriye gitmek için tıklayınBu yazıda hata veya sormak istediğiniz soru varsa tıklayınBu yazıyı arkadaşınıza tavsiye edebilmek için tıklayınBu yazıyı açık arkaplan koyu yazı formatlarıyla görüntülemek için tıklayınBu yazıyı koyu arkaplan açık yazı formatlarında görüntülemek için tıklayınBu yazıyı sarı arkaplan koyu kırmızı formatında görüntüleyebilmek için tıklayın
Yardım için tıklayın  
   
 

 

       
  ESMAUL HUSNA  

Arama:    

 



Esmaül hüsna konusunda yanlış inanışlar ve Kur'an Allah'ın isimleri üzerine bir çalışma.  
   

el-Esmau'l-Husnâ kavramını yazmaya başlarken, küçük bir düzeltme ile işe başlamak yerinde olacaktır. Bu deyim yaygın olarak 'esmâul husnâ' şeklinde söylenmekte ve yazılmaktadır. Bu kullanıma 'meşhur' denilebilir mi bilmem ama, 'galat' olduğunda kuşku yoktur. Doğrusu, sıfat tamlaması olarak 'el-Esmau'l-Husnâ' olmalıdır.

el-Esmau'l-Husnâ tamlaması iki kelimeden teşekkül etmektedir: İsim kelimesinin çoğulu olan esmâ ve 'hasen' kelimesinin ism-i tafdîli olan 'husnâ'. Yani 'husnâ' sözcüğü 'ahsen' mahallindedir ve 'en güzel' demektir.

Kur'an'da dört ayette el-Esmau'l-Husnâ deyimi kullanılmaktadır:

"En güzel isimler Allah'ındır. O halde O'na o güzel isimlerle dua edin. O'nun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır." (7/A'raf, 180).
"De ki: İster Allah deyin, ister Rahmân deyin. Hangisini deseniz, sonuçta bütün güzel isimler O'nundur. Namazında yüksek sesle okuma, onda sesini fazla da kısma, ikisinin arası bir yol tut." (17/İsra, 110).

"Allah: O'ndan başka ilah yoktur. Bütün güzel isimler O'nundur." (20/Taha, 8).

"O Allah yaratan, yoktan var eden, şekil verendir. Bütün güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yeryüzünde var olan her şey O'nu tesbih ederler. O azîzdir, hikmet sahibidir." (59/Haşr, 24).
"Bütün güzel isimler" ne demektir? Muhammed Esed buradaki 'esmâ'yı 'nitelikler' (sıfat) olarak tercüme etmekte ve 'el-Esmâu'l-Husnâ' deyimini "Yetkinlik ve kusursuzluğa dair nitelikler" olarak açıklamaktadır. Muhammed Esed ise bu yorumunda Zemahşerî gibi bazı müfessirlere dayanmaktadır. Bu yaklaşım haksız değildir. Zira Allah'ın her bir ismi, O'nun bir sıfatına delalet etmektedir.

İsim, müsemmânın (kendisine isim verilen şeyin/nesnenin) özünü, cevherini, onun özünden ileri gelen özelliklerini gösteren bir kelimedir. Bu anlamda hiçbir ismin, ilgili şeye, sırf laf olsun diye verilmemiş olması icabeder. Bu anlamda, bidayette insanoğlu tarafından eşyanın isimleri verilirken, seçilen her bir kelime, müsemmânın özünü, cevherini yansıtıcı sözcükler seçilmiştir. Allah, bildiğimiz gibi ilk insanı yarattığında ona, eşyanın isimlerini de öğretmişti. Ve hatta Allah meleklere, eşyanın isimlerini saymalarını teklif etmiş, onlar ise böyle bir ilimleri olmadığını, Allah'ın kendilerine öğrettiğinden başkasını bilmelerinin mümkün olmadığını beyan etmişlerdi. Âdem ise bu isimleri sayabilmişti. Bunun anlamı şu olmalıdır: Allah insana, eşyayı bilme, tanıyabilme, onu tahlil ve tedkik edebilme, kategorize edebilme, özünü kavrama, mahiyetini tanıma kabiliyetinde yaratmıştır. İnsan, bir insan olarak iki ayağı üstünde dikilip, aklı eren bir 'kişi' haline geldiğinde, karşısında bulduğu ağaç karşısında, nutku durmuş vaziyette bakıp kalmamakta, ona bir isim vermektedir. İsim verme, aynı zamanda ağacı tanıma, onun ne işe yaradığını bilip anlama ve giderek ağaçla arasında bir ünsiyet, sevgi bağı oluşturma sürecinin bir parçasıdır.
İnsan eşyaya, onun özüne ve niteliklerine ne kadar uygun isim verirse, o eşyayı o kadar doğru tanımlamış olur. Eşyayı doğru tanımlamak, o eşyayla doğru ilişkiler kurmak demektir. Yanlış ilişkiler henüz isimlendirme aşamasında başlamaktadır. Buna göre diyebiliriz ki, eşyayı doğru adlandırma adaletin, yanlış adlandırma zulmün başlangıcıdır. Bunun için İslam geleneğinde ebeveynin, çocuklarına güzel isimler koyması, onların önemli bir sorumluluğu olarak kabul edilmiştir.

"En [ya da bütün] güzel isimler Allah'ındır" ne demektir? Bunun yorumunu yapmaya başlamadan önce bir ayrıntıya dikkat çekmek gerekir. 'Allah'ın güzel isimleri' deyimi, mefhumu muhalifinden hareketle, "yani Allah'ın güzel olmayan isimleri de mi var ki?" gibi bir sual muvafık olmaz. Zira bunun çok sayıda hikmeti düşünülebilir fakat şu ikisiyle bu soru cevaplandırılabilir: Öncelikle bu, beşer aklına hitabeden bir sözdür. Yani bütün güzel isimleri Allah için düşünebilirsiniz, O'na yakıştırabilirsiniz demektir. Ama O'na nâkıs sıfatları çağrıştıracak yetersiz isimleri veremezsiniz. Kötü çağrışımları olan, Allah'ın uluhiyyetini, rububiyyetini kısıtlayan, sınırlayan sözcükleri O'na isim olarak düşünemezsiniz demektir. İkinci olarak da, Allah zaten bütün güzellikleri kendi zâtında muhtevî bir İlah'tır. O'nun bütün sıfatları 'güzel' olduğu için, isimlerinin de 'güzel' olarak anılması son derece yerindedir.

"En güzel isimler Allah'ındır" önermesi öncelikle, Allah'ın (hem de 'güzel' olan) isimlerini anlamakla ilgilidir. Eşyanın isimlerinin insanla alakalı olduğunu yukarıda belirttik. Allah'ın yarattığı insan, eşyaya isim verebilmişti. Hâdis bir varlık olan insan, kendisi gibi hâdis varlıklar olan eşyaya isim vermekte, kendince onları tanımlamaktadır. İnsanın eşyayı adlandırması, biraz da tecrübîdir. Ateşin yakıcılığını hisseden insan buna mutlaka acıyı ihtiva eden bir isim verecek, hatta o isim, canı yanan insanın yüz hareketlerini de yansıtacaktır. Suyun serinliğini hissedince ise buna göre bir kelime seçecektir. Önemli olan, suyun serinliğini ifade eden şu veya harflerden oluşan kelime olmayıp, o kelimenin sözü edilen anlamı ifade kastına yönelik olmasıdır.

Allah açısından ise durum bundan tamamen ayrı ve gayrıdır. Allah'ın isimleri, O'nun ezelî ve ebedî kudretine delalet ederler. Allah'ın isimleri, kendisinden o isimlerin delalet ettiği fiiller sâdır oldukça verilmiş değildir. Örneğin, Allah, kendisinden bir rahmet fiili sâdır olmasıyla rahîm sıfatını alıyor değildir. O zaten rahîmdir ve kendisinden her daim rahmet fiilleri sadır olmaktadır. İnsanlar bu fiilleri idrak eder ya da etmez, fakat bu, Allah'ın rahîmliğini değiştirmez.

Allah'ın isimleriyle ilgili gerçek bu olunca, O'nun isimlerini belli sayıyla sınırlandırmak mümkün değildir. Buhari, Tirmizî ve İbni Mace'de kayıtlı birkaç hadise göre Allah'ın 99 ismi vardır.* Dini kültürde 'esmaül hüsnâ' deyince hemencecik akla bu 99 isim gelmektedir. Halbuki Allah'ın isimlerini 99 veya başka herhangi bir rakamla dondurmak, sınırlamak kimin haddinedir? Kur'an "bütün güzel isimler Allah'ındır" buyurmakta, Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadis ise "99 güzel isim Allah'ındır" demektedir. Bu durum, klasik Kur'an-Hadis tezat-lığının tipik bir örneğidir. Doksan dokuz isimle ilgili, "ama hadis, Allah'ın isimlerinin hepsi 99'dan ibarettir demiyor; O'nun 99 ismi vardır diyor, başkası yoktur anlamına gelmez ki" gibi bir tevil yapılabilir. Fakat bu tevil yerinde değildir. Zira hadisler açıktır ve Tirmizî hadisinde Allah'ın 99 ismi tek tek sayılmaktadır. Yani 'el-Esmaul Hüsna'nın 99 kabul edilmesi çokluktan kinayedir denmesi inandırıcı olamaz. Ama bu '99 esmâ'ya, Allah'ın, bilebildiğimiz bazı isimleri demek daha yerinde olur.

Allah'ın mâlikiyeti, kudreti, yaratması sonsuzdur, sınırlandırılamaz. Allah'ın kendisi, "bütün güzel isimler O'nundur" buyurduğuna göre, biz de öyle bilmek, öyle inanmak ve öyle söylemek durumundayız. Allah sayı belirtmediğine göre, bu uğurda sayılarla uğraşmak abestir. Allah'ın zamandan ve mekandan münezzeh olduğunu ifade eden ve bunu imanın bir şartı olarak gören geleneksel 'ehli sünnet' akaidi, sıra Allah'ın isimlerine gelince, bu ko-nuda bir rakam belirlemekle tezata düşmektedir. Bu sayının 99 olması önemli değildir. Önemli olan bir rakam üzerinde durulmuş olmasıdır. Allah'ın şu veya bu rakamsal değerlerle tahdit edilmesi nasıl düşünülebilir? Allah'ın isimlerinin 99'da bittiğini düşünmek, O'nun gücünü ve kudretini sınırlamak olmaz mı? Bizler, hiçbir gereği olmayan, rakamlarla Allah'a isim tahsis etmek gibi işlerle uğraşmak yerine, O'nun en güzel isimlerini anlamak, o isimlerle O'na ibadet, ta'zim ve tesbih etmekle mükellefiz.

Kur'an mütemadiyen Allah'ı tesbîh** etmemiz, Allah'ın 'sübhân' olduğunu bilmemiz ve iman etmemiz gerektiğini hatırlatmaktadır. Beş vakit namaza başlarken de mü'minler olarak henüz besmele bile çekmeden önce Allah'ı tesbîh etmekte 'sübhâneke' duasını okumaktayız. Namazın belli başlı rükünleri olan rükûda ve secdede Allah'ı tesbîh etmeyi sürdürmekteyiz. Melekler, hayvanlar, canlı ve cansız her türlü varlık Allah'ı tesbîh etmekte, yani Allah'ın, yaratılmış varlıklara benzeyen, onu andıran hiçbir sıfatı olmadığını ikrar etmekte, bir biçimde kendi hal dilleriyle buna şahitlik etmektedirler. Bütün güzel isimlerin Allah'a mahsus olduğunu belirten Haşr suresinin 24. ayetinde "göklerde ve arzda olan her şey O'nu tesbîh eder" buyurulması, ne kadar mütenâsib bir öğüttür! Yaratılmışlar alemi (âlemîn) denilen evren, her türlü varlık kademesiyle Allah'ın aşkınlığını, hiçbir hâdis varlığa benzemezliğini, hiçbir şeyin O'nun dengi, eşi ve benzeri olmadığını bir biçimde işaret etmektedir. İşte bunu görüp bilmeye de 'kevnî okuma' demekteyiz. Şu halde Allah'ın isimlerinin sonsuzluğu, O'nun bu büyüklüğünü, azametini, 'alâ kulli şey'in kadîr' oluşunu temsil etmektedir. Böyle düşündüğümüz zaman, Allah'ın isimlerinin 99 veya başka herhangi bir rakamla sınırlandırılamayacağı daha iyi anlaşılmaktadır.
Allah'a, O'nun bu güzel isimleriyle ibadet ederiz. Bir başka anlatımla, O'nun bu güzel isimleri, ilahî alemden üzerimize sızan, yolumuzu aydınlatan, fikrimizi canlandıran, imanımızı kemale erdiren çok güçlü ışık huzmeleri gibidir. O'nun isimlerini ne kadar doğru anlarsak O'na o kadar güzel kulluk yapabiliriz. O'nun isimlerini yanlış anlamak da aynı şekilde, O'na gereği gibi kulluk edememektir. Allah'ı hakkıyla takdir etmenin anlamı budur ve gerek müşriklerin gerekse Yahudiler'in Allah'ı hakkıyla takdir edemeyişleri (6/En'am, 91; 22/Hac, 74; 39/Zümer, 67) bu anlama gelmektedir. Buna göre, Allah'a yapabileceğimiz en iyi kulluk, O'nun esmâsını en iyi şekilde anlamakla mümkündür. Allah'ın isimlerini yerli yerince anladığımız takdirde, 'Allah' adıyla 'Rahmân' adı arasında bir fark olmadığını (17/İsra, 110) tefrik edebilme seviyesine ulaşırız.

Kur'an, en güzel isimler Allahındır dedikten ve Allah'a bu güzel isimleriyle ibadet edin buyurduktan sonra biz mü'minleri önemli bir konuda uyarmaktadır: Allah'ın isimleri hakkında aşırılığa sapanları (ilhad edenleri) bırakın; onlar işlediklerinin cezasını göreceklerdir! (7/A'raf, 180). Bu ayet, "Allah'ın isimleri hakkında ilhad yapanlar" diye bir kavramı gündemimize taşımaktadır. Acaba Allah'ın isimleri hakkında ilhad nasıl olabilir?

Allah'ın isimleri bize Allah hakkında bir tasavvur kazandırmaktadır. Allah'a yanlış isimler vermek O'nunla ilgili tasavvurumuzu da olumsuz etkileyecek, Allah'a yakışmayan isimleri yakıştırmış olacağız. Bu ise putperestlerin, Yahudilerin ve Hıristiyanların Allah inancına benzer akideler doğuracaktır. Bilindiği üzere Mekke müşrikleri, melekleri dişil varlıklar olarak tasavvur ediyorlar ve Allah'ın kızları olduklarını ileri sürüyorlardı. Yahudiler Üzeyir'i, Hıristiyanlar ise İsa'yı Allah'ın oğlu addediyorlardı. Ayrıca Kur'an, mesela Yahudilerin "Allah'ın iki eli bağlıdır" sözlerine, Hıristiyanların ise "Allah üçün üçüncüsüdür" iddialarına yer verir. Bütün bunlar Allah hakkında yanlış (sapık) tasavvurlardır, Allah hakkında ilhaddır, haddi aşmaktır ve sonuç itibariyle kafirce yakıştırmalardır.
Allah özellikle Hristiyanların "Allah çocuk edindi" diye inanmalarına o kadar gazaplanmıştır ki, O'nun bu gazabından dolayı neredeyse gökyüzü param-parça olacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp gidecektir. (19/Meryem, 88-93). Allah'a çocuk isnad etmek, O'na yapılabilecek en çirkin edepsizlik, en ileri düzeyde haddi aşmak ve en büyük küfürdür. Zira her şeyi Allah yaratmıştır, O'nun çocuk veya eş edinmeye ihtiyacı yoktur.

Yahudilerden, Hıristiyanlardan ve başka şirk kültürlerinden devşirilen hulûl ve ittihad gibi, vahdet-i vücud gibi doktrinler de Allah hakkında aşırılık, haddi aşmak ve ilhaddır, küfürdür. Hıristiyanların, Allah'ın İsa şeklinde insan biçimine girdiğini ileri sürmeleri, İslam'la ilintilendirilen mistik kültürde hulûl inancı olarak ortaya çıkmıştır. İnsanın Allah'la birleşebileceğini (ittihad) ve Allah'da yok olunacağını (fenâ fillah) ileri süren inanışlar tamamen İslam dışıdır ve Allah'ın isimleri hakkında ilhaddır, haddi aşmaktır. Bütün bu doktrinlerin, Meryem suresinde yer verilen, Allah'ın en büyük şekilde gazabını celbetmiş olan, Hıristiyanların "Rahmân çocuk edindi" demelerinden hiçbir farkı yoktur. Çünkü Allah bu tür inanışları seslendiren mülhidlerin vehmettikleri gibi değildir. Allah'ın güzel i-simleri dikkatlice okunduğunda anlaşılır ki, O, her şeyi yoktan yaratandır. Allah'ın bu tür noksanlıklara ihtiyacı yoktur. O, yaratıklardan hiçbir şeye benzemez. Zaten Allah, müşriklerin vehimlerinde yer alan, göklerde ve yerde her kim varsa, bunların hepsinin Allah'a kul olmaktan başka bir konumları olamayacağını açıkça beyan etmektedir. (19/Mer-yem, 93).

Allah işte O'nun hakkında böylesine mülhidçe isimler yakıştıranları, yani O'na iftira atanları 'bırakın' demektedir. Buna göre bu mülhidlerin tezlerinin bir değeri yoktur, Kaale alınmaları gerekmez. Bu inanışların sahipleri tevhid üzere değildirler. Bu akidelerini düzeltmeleri ve Tevbe etmeleri gerekir. Kur'an'ı Allah'ın kitabı olarak kabul eden insanlar, Hristiyanların teslis akidesini kolayca reddederken, vahdet-i vücûd ve fenâ fillah gibi doktrinler söz konusu olunca tereddütler geçirmeleri, öyle zannediyoruz ki, Kur'an'ı iyi bilmemekten kaynaklanmaktadır.

Müslüman aleminde el-Esmaül Hüsnâ'nın ezberlenerek terennüm edilmesi, tıpkı Kur'an'ın teberrüken ezbere okunmasına olan ilgi gibi bir geleneğe dönüşmüştür. Gelişen teknik ve görsel araç-gerecin eşliğinde "Allah'ın 99 ismi" bir şiir gibi okunmakta, müzikal bir terennüme dönüştürülmüş bulunmaktadır. Geleneksel kitlelerin dinin geneli hakkındaki kanaatleri aynen "Allah'ın 99 ismi"ne de sirayet ettirilmiş vaziyettedir. Bu isimlerin bir ilahi gibi okunarak sevap kazanılacağı inancından ziyade, bunların üzerinde tefekkür ederek Din'in daha doğru anlaşılması yolunda bir adım ileri gidileceği kanaati edinilse çok daha yararlı olacaktır.

* Bu 99 İsim şunlardır: Allah, Rahmân, Rahîm, Melik, Kuddûs, Selâm, Mü'min, Müheymin, Azîz, Cebbâr, Mütekebbir, Hâlık, Bâriu, Musavvir, Ğaffâr, Kahhâr, Vehhâb, Rezzâk, Fettâh, Alîm, Kâbız, Bâsıt, Hâfıd, Râfiu, Mudırru, Müzillü, Semî, Basîr, Hakem, Adl, Latîf, Habîr, Halîm, Azîm, Ğafûr, Şekûr, Aliyyu, Kebîr, Hafîz, Mukît, Hasîb, Celîl, Kerîm, Ragîb, Mucîb, Vâsiu, Hakîm, Vedûd, Mecîd, Bâis, Şehîd, Hak, Vekîl, Kaviyyu, Metîn, Veliyyu, Hamîd, Muhsî, Mübdiu, Muîd, Muhyî, Mumît, Hayy, Kayyûm, Vâcid, Mâcid, Vâhid, Samed, Kâdir, Muktedir, Mukaddim, Muahhir, Evvel, Âhir, Zâhir, Bâtın, Vâlî, Müteâlî, Berru, Tevvâbu, Muntakim, Afüv, Raûf, Mâlikul Mülk, Zül-Celâli vel İkrâm, Muksitu, Câmiu, Ğaniyyu, Mâniu, Muğnî, Dârru, Nâfiu, Nûr, Hâdî, Bedîu, Bâkî, Vâris, Reşîd, Sabûr.

   
Bu Yazı Hakkında
Bu Yazı 16.01.2006 10:21:02 tarihinde siteye eklendi ve Tevhidi Bilinçlenme kategorisinde 3130 kez okundu.

Bu Yazıyı yazıcıdan çıktı almak için tıklayın.
Bu Yazının kayıtlı olduğu Tevhidi Bilinçlenme kategorisine gitmek için tıklayın.
Bu Yazıda veya sayfada hata varsa lütfen bize bildirmek için tıklayın
 
     
 
Okuduğunuz yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kur'an Nesli alıntıladığı tüm yazıları hiçbir ticari kaygı gütmeksizin bilginin paylaşılması maksadıyla sizlere sunmaktadır..
KURANNESLI.info - 2005