Bu sayfadaki yazıları büyütebilmek için tıklayınBu sayfadaki yazıları küçültebilmek için tıklayınBu sayfayı yazıcıya göndermek için tıklayınBu sayfayı favorilerinize eklemek için tıklayınBu yazının kayıtlı olduğu kategoriye gitmek için tıklayınBu yazıda hata veya sormak istediğiniz soru varsa tıklayınBu yazıyı arkadaşınıza tavsiye edebilmek için tıklayınBu yazıyı açık arkaplan koyu yazı formatlarıyla görüntülemek için tıklayınBu yazıyı koyu arkaplan açık yazı formatlarında görüntülemek için tıklayınBu yazıyı sarı arkaplan koyu kırmızı formatında görüntüleyebilmek için tıklayın
Yardım için tıklayın  
   
 

 

       
  İHLAS SURESİ  

Arama:    

 



İhlas suresi ve anlamı üzerine önemli bir çalışma.  
   

  Kur'an en genel anlamda Allah-insan, İnsan-insan ve İnsan-eşya ilişkilerini düzenlemektedir. Bu kapsamda Allah -insan İlişkisi Kur'an düşünce yapısının ana mihverini oluşturmak­ta ve hatta denilebilir ki insanın Allah'a karşı tavrı ve bu tavrın insan-insan, insan-eşya ilişkilerine yansıması Kur'-an'ın yegane konusunu teşkil etmektedir. Zira yaratılmışlar içinde insan dışında kalan diğer bütün mahlukat, Allah'ın kendileri için takdir ettiği biçimde hareket eder ve bu ilahi takdirin dışına çıkmaları söz konusu olamaz. Allah'ın koy­muş olduğu kuralların dışına çıkabilecek (tabii ki Allah'ın izniyle) ve ona karşı asi olabilecek yegâne mahluk insan­dır. İnsan, tüm yaratılmışların içinde Allah'a karşı gelebi­len, Hanlık taslayabilen bu özelliği ile kuşkusuz Kur'an düşünce yapısı içinde önemli bir kavram olarak Allah'ın kar­şısında yer almaktadır.


Bu düşünce yapısında en önemli yeri işgal eden ana kav­ramın Allah olduğu açıktır. Kur'an muhataplarına nasıl bir Allah tasviri çizmektedir? Kur'an öncesi dönemlerde nasıl bir Allah inancı vardı? O dönemlerdeki müşrik Allah inan­cı anlayışı ile günümüzdeki insanların Allah inancı arasın­da benzerlikler varmı dır? gibi sorulara hacim olarak çok küçük ancak muhteva olarak Kur'an'ın özü diyebileceği­miz İhlas suresi kapsamında cevap aranmaya çalışılacak­tır. Bu çalışmada Kur'an'daki Allah-insan ilişkisinin Allah boyutuna değinilecektir.


Kur'an'da en çok geçen kelime Allah lafzıdır. Kur'an baş­tan sona okunduğunda Allah-merkezli bir düşünce yapısı­nın ve anlam örgüsünün varlığı hemen hissedilecektir. Allah, Kur'an düşünce yapısında en üst mevkide bulunmak­ta ve O'nun dışındaki her şey bu kavramdan etkilenmek­tedir. Kur'an'ın hemen tüm ayetlerinde dolaylı yada doğrudan olarak Allah'ın yüceliği, uluhiyeti, kudreti, kâinat üzerindeki hakimiyeti vurgulanmaktadır. Izutsu'nun deyi­şiyle, Kur'an'a göre Allah, yalnız üstün varlık değil, aynı zamanda var denmeye layık tek gerçek varlıktır. Kâinatta kendisine denk olabilecek hiçbir şey yoktur.111

İşte Kur'an düşünce yapısı ile Kur'an dışı sistemlerin dü­şünce yapısı arasındaki en önemli fark bu noktada bulunmaktadır. Kur'an Allah-merkezli bir düşünce yapısına sahipken, Kur'an dışı sistemler birbirleri arasında renk ve ton ayırımı bulunmakla beraber temelde İnsan merkezli bir düşünce yapısına sahiptirler. Bu sistemlerde (sistemin adı ne olursa olsun) insan belirleyici rol oynamakta ve onun fonksiyonları bütün yapıya hakim bulunmaktadır.


Kur'an'ın öngördüğü Allah, antik Yunan düşüncesindeki ev­rene İlk hızını veren, sonra da kendi ihtişam ve yeterliği İçin­de köşesine çekilen ve insanı kendi başına buyruk bırakan bir İlah değil, bilakîs her an kainat üzerinde etkisi bulunan ve İnsanın davranışlarına müdahale eden bir tanrıdır.



Allah kelimesi, Kur'an öncesi dönemlerde müşrik Araplarca bilinen bir kelime miydi? Bu soruya başka bir kaynağa müracaat etmeden Kur'an'dan cevap bulmak mümkündür. Kur'an, müşriklerin Allah lafzını bildiklerine ve bu kelimeyi günlük hayatlarında kullandıklarına tanıklık eder. Allah laf­zının müşrik Araplara Yahudi-Hıristiyan dinlerinin etkisi ile mi yoksa Mekke'nin ilk kurucusu İbrahim ve İsmail'in Kur'­an'da hanif din olarak nitelendirilen dininden mi geldiği tar­tışmalarına girilmeksizin, Allah kavramının müşrikler için ne anlama geldiği ortaya konmaya çalışılacaktır.



Herşeyden önce, müşrik Arapların Allah'ı inkar ettikleri, O'nun varlığını kabul etmedikleri sanılmamalıdır. Esasen gayri­müslimlere müşrik ya da kâfir denilmesi de onların Allah'a ortak koştuklarını veya Allah'a karşı nankörlük ettiklerini belirtmek içindir. Kur'an İslam öncesi Arapların en yüce ilah olarak Allah'ı gördüklerini bildirmektedir. Ankebut suresi 61 ve 63-ayetlerde; "And olsun ki onlara: Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı emri altında tutan kimdir?' diye sor­san 'Allah'tır' derler. O halde niçin döndürüyorlar?", "And olsun onlara: 'Gökten su İndirip de onunla ölümden sonra toprağı dirilten kimdir?' diye sorsan kuşkusuz "Allah'tır" derler. De ki; 'hamd Allah içindİr.'Fakat çoğu akletmez. Yu­nus Suresi 31-32. ayetlerde de: "De ki; 'Gökten ve yerden sizi rızıklandıran kimdir? Kulak ve gözlerin sahibi kimdir? Diriyi ölüden, ölüyü diriden çıkaran kimdir? ve emri düzenleyen kimdir? Allahtır diyecekler." O halde de ki; o'na kar­şı gelmekten sakınmazsınız?" "İşte Hak olan Rabbiniz Allah budur. Hakkın dışında ancak dalalet vardır, o halde nasıl döndürülüyorsunuz?" denilmektedir. Verilen son ayet-dikkatle okunduğunda; gökten ve yerden nzık veren, ku­lak ve gözlerin sahibi, diriyi ölüden, ölüyü diriden çıkaran ve emri düzenleyenin Allah olduğunun müşriklerce de ka­bul edildiği, bunu kabul eden insanların nasıl olup da Al­lah'tan yüz çevirdikleri hayret ifadesiyle belirtilmektedir.



Kur'an müşriklerin istisnai bazı durumlarda geçici bir tev­hidi inanca sahip olabileceklerini de söylemektedir. Lok­man suresi 32. ayette; "Dağlar gibi dalgalar insanları kuşattığı zaman, dini tamamen Allah'a has kılarak ona yal­varırlar. Onları karaya çıkararak kurtardığında içlerinden bir kısmı doğru yolda kalır. Esasen ayetlerimizi bile bile an­cak hain nankörler inkâr ederler." (Bkz. aynı anlamda 17/67)



Kur'an hiç bir zaman Allah'ın varlığı ya da yokluğu tartış­masını gündeme getirmemektedir. Bu itibarla, geçmişte ve günümüzde Allah'ın varlığını ispat etme çabalarının Kur'an'î bir dayanağı olmadığı gibi, boşuna bir gayretten öte­ye de gitmemektedir. Ayrıca bu tür girişimler Kur'an'ın temel mesajının anlaşılmadığının da bir göstergesi olmak­tadır. Kur'an Allah'ın varlığını bir vakıa (de facto) olarak ka­bul etmekte ve daha başlangıçta Allah'tan gelen vahiyler konusunda, mesajın kaynağı konusunda doğabilecek tar­tışmaları bertaraf etmektedir. Gerçekten de Kuran'da gayri-müslimlerce Hz. Muhammed'in peygamberliğinin İnkârı, vahyi Allah'ın dışında başka yerlerden (örneğin cinler) al­dığı iddia edilebilmiş, ancak hiç bir zaman Peygamberin vahyin kendisinden geldiğini açıkladığı Allah hakkında, Onun var olmadığı hakkında herhangi bir iddia ileri sürül­memiştir.



İşte bu nedenle, İhlas Suresinde Allah (cc) Resulüne (dolayısıyla tüm müminlere) "De ki; Allah birdir." diyerek esas problemi Allah'ın var olup olmadığı değil, Allah'ın bir olup olmadığı şeklinde ortaya koymaktadır. Gerek Ayet-el Kürsi olarak bilinen Bakara suresinin 255. ayetinde gerekse Haşr suresinin son ayetlerinde Allah,O'ndan başka ilah olmayan, kendisini uyku tutmayan, diri, her an yarattıkla­rını gözetleyen, göklerde ve yerdekiler O'nun olan, insan­ların işlediklerini ve İşleyeceklerini bilen, hükümranlığı gökleri ve yeri kaplayan, görüleni ve görülmeyeni bilen, buyruğunu her şeye geçiren, vareden, yarattıklarına şekil veren vb. şeklinde tanımlanmakta, fakat Allah'ın varlığı, problem olarak hiç gündeme getirilmemektedir.



Son zamanlarda, tabiat olaylarına işaret eden bir takım ayetlerin Allah'ın varlığına delil olduğu şeklinde bir takım görüşler iler sürülmektedir. Oysa bu anlayış temelden yanlış bulunmaktadır. Örneğin; "Gökleri yedi kat üzerinde yara­tan O'dur. Rahmanın bu yaratmasında bir düzensizlik bu­lamazsın, gözünü çevir bak, bir çatlak görebilir misin? Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak, ama göz umduğunu bulamayıp bitap ve yorgun düşer." şeklin­de meallendirilen Mülk suresinin 3 ve 4. ayetlerinde Allah'ın varlığının ispat edilmesinden ziyade Allah 'in ilahi gücünü, kudretini algılayamayan ve takdir edemeyen muhataplara bu gücün ve kudretin anlatılmaya çalışılması sözkonusudur. Yine örneğin; Zümer suresi 29. ayette Allah, geçimsiz iki efendisi olan bir kişi ile bir kişiye bağlı olanın eşit olmayacağı misalini verirken Allah'ın varlığını ispat etme gayreti içinde olmamakta, aksine Allah'ın birliğinin (vah­daniyet) ne kadar hayati önemi haiz olduğuna işaret etmek­tedir. Merhum şehit Seyyid Kutub'un da çok isabetli bir şekilde tesbit ettiği üzere; "Kur'anı Kerim'inin ana davası Allah'ın varlığını isbat etmek değildir. Çünkü Allah biliyor ki, insanın fıtratı Allahsızlık levsiyatını hiçbir zaman kabulle­nemez. "Kur'an'ı Kerimin ana davası Allah'ın birliği davası­dır. Allah'ın hakimiyetinin kulların hayatına yansıması dava­sıdır."(3)



Peki, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığına, kendilerini rızıklandırdığına, diriyi ölüden, ölüyü diriden çıkardığına inanan Mekkeli gayri-müslimler neden İslam dairesinin dışında bu­lunuyorlardı? Niçin Kur'an'ın ağır eleştirilerine muhatap oluyorlardı? Kur'an Allah'ı bu şekilde tanıyan insanların Al­lah'ın mutlak gücüne boyun eğmemelerini, kendilerini müs­tağni görmelerini ve azmalarını "Nasıl da döndürüyorlar!" şeklinde hayret ifadesiyle tasvir etmektedir.



Kur'an müşriklerin Allah'ı gereği takdir edemediklerini (22/74, 6/91, 39/67), bunun sonucu olarak da ona ortaklar koştuklarını beyan etmektedir. Şirk olayı Kur'an düşünce yapısının asla kabul edemiyeceği bir vakıadır. Allah'ın or­taklarının bulunduğunun kabul edilmesi Kur'anın anlam ör­güsünün ve düşünce yapısının temelinden sarsılmasına ve darmadağın olmasına neden olur. işte bu nedenle şirk Al­lah'ın affetmeyeceği tek büyük günahtır.



İnsanların Allah'a ortak koşmaları çeşitli şekillerde olmak­ta ve türlü nedenlere dayanmaktadır. Allah'a ortak koşu­lan şeyler, putlar, kabile başkanları, parti şefleri, liderler gibi maddi varlıklar olabileceği gibi, insanın hevası, insan merkezli düşünce ve sistemler gibi soyut şeyler de şirk un­suru olabilmektedir.


 


Şirk, maddi çıkarlar, sosyal ve psikolojik etkenler nedeniyle olabileceği gibi, iyi niyetle(!) de yapılabilmektedir. Örneğin Yunus Suresi 18. ayette böyle bir tavır tasvir edilmektedir: "Allah'ın yanında (ayette dûnillah şeklindeki ifade aynı za­manda derece olarak Allah'tan daha aşağı seviyede olmayı da anlatmaktadır) kendilerine ne zarar, ne de yarar vere­meyen şeylere taparlar ve Bunlar Allah katında bizim şe­faatçilerimizdir, derler. De ki: 'Allah'ın göklerde ve yerde bilemediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz?' O on­ların koştukları ortaklardan uzaktır ve yücedir."



Oysa, aynı surenin 28-29. ayetlerinde ortak koşanlarla or­tak koşulanların toplanacağı gün ortak koşulanların ortak koşanlara; "Siz bize tapmıyordunuz ki. Allah sizinle bizim aramızda şahit olarak yeter. Sizin tapınmanızdan bizim ha­berimiz bile yoktur." diyecekleri anlatılmaktadır. Bu ayet­ler, Allah'ın vahyi dışında kendi hevasından düşünce üreten kişi ile bu kişinin düşüncelerine uyarak hareket eden kişi­lerin durumunu çok veciz bir şekilde anlatmaktadır.


 


Kur'an sonrası dönemde, İslâm düşüncesinin çeşitli kül­türlerle ve düşünce biçimleri ile karşı karşıya gelmesi ve çoğu kez onlarla karışması sonucunda, diğer Kur'anî kav­ramlarda olduğu gibi Allah kavramının mahiyeti konusun­da bir takım değişiklikler olmuştur. Kelam, Felsefe ve Tasavvufta Allah'ın zatı, mahiyetleri ve sıfatları konusunda Kur'anî bir tabanı olmayan sonu gelmeyecek tartışma­lara girilmiştir.



Kelam ekolü, Allah'ın Kur'anda geçen isimlerinin Allah'­ın mahiyetini anlattığını, Allah'ın zat ve sıfatları ile anlaşı­labileceğini savunarak, bütün varlık ve oluş dünyasını zat ve sıfatlarla açıklayan antik Yunan düşünce sistemini İs­lam düşüncesine ithal etmiştir. Kur'an açısından düşünül­düğünde bu hareketin Kur'an düşüncesinden uzaklaşmaya doğru atılmış büyük bir adım olduğu görülecektir. Kur'­anda Allahın konuştuğu belirtilir, ama bu konuşma Allah'­ın sıfatı anlamına alınmamaktadır. İslam Felsefesi ise, Allah kavramını Kur'anî muhtevadan tamamen soyutlayarak, Aris­to'nun evrene ilk hızını veren ve sonra kendi ihtişam ve ye­terliliği içinde köşesinde oturan tanrı şeklinde anlamlandırmıştır. Artık bu sistemde Allah kulları üzerin­de her an egemen olan, onları gören, yaptıklarını bilen, ya­ratan bir tanrı olmaktan çıkmıştır.


 


Günümüzde de insanlar Allah'ı gereği gibi takdir edeme­mekte ve Ona şu yada bu biçimde çeşitli ortaklar koşmak­tadır. Diğer taraftan Allah'a İman ve Onu birleme, insan­lardan birtakım edimleri yerine getirmeyi, daha doğru bir deyişle insanların hayatlarını Allah'ın emirlerine ama de kılmayı gerektirmektedir. İşte bu noktada insanlar Al­lah'ın kendi üzerlerindeki egemenliğini ve tasarrufunu ka­bule yanaşmamakta ve insanla Allah arasındaki ilişkinin yalnızca kalbi platformda cereyan ettiğini, dünya işlerinin kendilerine ait olduğunu, bu işlere Allah'ın karışmaması ge­rektiğini ileri sürmektedirler.



Oysa İhlas Suresinin 2. ayetinde; "Allah Sameddir." denilerek Allah'ın mutlak manada tam ve eksiksiz ol­duğu, O'nun hiç bir şeye muhtaç olmadığı, buna mu­kabil Onun dışındaki tüm varlıkların ona muhtaç ol­duğu belirtilmektedir. Samed kelimesi lügatte; dosdoğ­ru, kesintisiz bir şeye yönelmek, boşluğu olmayan, eksik­siz, nüfus edilemez şey anlamlarına gelmektedir. Bu kelime Kur'anda sadece İhlas Suresinde geçmekte ve an­lam olarak, Allah'ın hiç birşeye ihtiyacı olmadığı vurgula­nırken bunun yanında Allah' dışındaki tüm mahlukatın varlığı ve bekasının Ona muhtaç olduğu anlamını da İçer­mektedir. Şu ayet de samed kavramını açıklamaktadır: "Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise müstağnî hamdedilmeye lâyık olandır." O doğurmamıştır ve doğurutmamıştır da.



Surenin 3. ayeti, Hristiyan ve Yahudi akidesindeki İsa ve Üzeyir'İn Allah'ın oğlu olduğu inancı ile meleklerin Allah'­ın kızı olduğuna dair müşrik inancını İnkâr etmektedir. Müş­riklerin, meleklerin dişi olup Allah tarafından doğurulduğuna ilişkin iddiaları ile ilgili "olarak Saffat Suresi 149-157. ayet­lerde şöyle denilmektedir:" Şimdi sor onlara; Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı? Yoksa melekleri dişi olarak yarattığımızda onlar tanık mı idiler? İyi bilin! doğrusu onlar yalan uyduruyorlar, 'Allah doğurdu' diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar. Allah kızları seçip oğullara tercih mi etmiş­tir? Size ne oldu, ne biçim hüküm veriyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa apaçık bir deliliniz mi var? Doğru sözlü iseniz kitabınızı getirin bakalım..."



Yahudi ve Hıristiyanların Üzeyir ve İsa'nın Allah'ın oğlu ol­duğu şeklindeki tezlerine karşılık Kur'an Tevbe Suresi 30. ayette; "Yahudiler, 'Üzeyir Allah'ın oğludur' dediler, Hristiyanlar; "Mesih Allah'ın oğludur' dediler, Bu, daha önce kâfirlerin sözlerine benzeterek ağızlarında geveledikleri sözdür. Allah onları kahretsin. Nasılda çevriliyorlar. Onlar,bilginleri ve din adamlarını Allah'tan ayrı rabler edindiler. Oysa kendileri tek tanrıdan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka ilah yoktur. O İnsanların or­tak koştuklarından münezehtir."



Hiçbir şey O'na denk değildir



Sure ilk üç ayetle uyumlu olarak bir olan, hiç bir şeye muh­taç olmayan, aksine her şeyin Ona muhtaç olduğu, doğur­mayan ve doğurulmayan bir ilah karşısında hiçbir şeyin O'na denk olamayacağı doğal sonucunu vurgulayarak in­sanlara hatırlatmaktadır. Bu ifadede ayrıca, Allah hakkın­da insanların antropomorfist (insan şekilci) telakkilerinin reddi de sözkonusudur. İnsanlar görmedikleri, bilmedikle­ri ve mahiyetini ihata edemedikleri şeyleri müşahade alem­lerindeki birtakım nesnelere benzeterek algılamaya eğilimlidirler. Kur'an da birtakım benzetmelerle, mesellerle Allah'ın uluhiyetini, vahdaniyetini, gücünü, rahmetini vs. insanların idrakine İndirgemeye çalışmaktadır. Ancak, Al­lah'ın zatı konusunda kesinlikle herhangi bir teşbihata git­memektedir. Daha önce de değinildiği gibi Allah'ın zatı konusundaki tartışmalar, İslam düşüncesine Yunan ve Hint felsefelerinin etkisiyle girmiş ve sonu gelmeyen çekişme ve ayrılıkların nedeni olmuştur. Oysa Kur'an "O'nun ben­zeri hiçbir şey yoktur" (42/11) "O onların vasıflandırmala­rından münezzehtir." (6/100) diyerek tüm bu nitelendirmeleri reddetmektedir.



Sonuç olarak, çok kısa olmasına karşın İhlas Suresi, tevhid akidesini en özlü ve anlam bakımından tüm Kur'anî kap­sayacak biçimde muhtevalı bir şekilde bize anlatmaktadır.



Notlar:


Toshihiko Izutsu, Kur'an da Aüah ve İnsan, Kevser Ya­yınlan sh.69.


Kur'an öncesi dönemde kullanılan Allah kelimesinin Ya­hudi ve Hristiyan dininden geçtiği, genellikle müsteş,riklerce iddia olunmaktadır. Buna karşılık Müslüman düşünürler Allah inancının ibrahim dininden kaldığını Kabul etmektedirler. Mevcut menkulatın dışında Kur'ana bakıldığında, gerek yahudi ve hristiyanlann, gerekse müşriklerin Hz. İbrahimi dinî inanışlarının kaynağı olarak gösterme çabası içinde oldukları­nı görürüz. Müşrik arap düşüncesini saf bir inanç­sızlık sistemi olarak görmek yanlış olur. Müşrik­ler de Kur'anın eleştirilerine karşılık olarak atalarının dinini savunurken, bu savunmada kendilerine sağlam bir dayanak bulmak amacıyla, kendi dinlerinin İbrahim'in dinine dayandığını iddia ediyorlardı. (2/140). Muhataplarının dinlerinin sağlamlığını kanıtlamak amacıyla öne sürdükleri bu teze karşılık olarak Kur'an şu karşılığı vermektedir' Ey kitap Ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Tevrat da, İncil de şüphesiz ondan sonra indirilmiştir. Akletmiyor musunuz? "(3/65)"


"İbrahim, Yahudi de Hristiyan da değildi, ama O hani1 bir müslümandı; Müşriklerden de değildi." (3/67) Bu ifadeler, Hz. İbrahimin o dönemde yaşayan tüm gruplaı üzerinde saygın bir yerinin olduğunu göstermektedir. Bı itibarla müşrik Allah anlayışının İbrahim'in dininden kaldığını kabul etmek daha doğru görülmektedir.


Seyyid Kutub, Fizilal-il Kur'an, Hikmet Yay. 5. cilt sh. 7


T. Izutsu, Kuran'da Allah ve İnsan. sh. 46.



 


Mehmet A.Ersir-Kalem Dergisi-1988-Ağustos

   
Bu Yazı Hakkında
Bu Yazı 23.11.2005 00:21:29 tarihinde siteye eklendi ve Temel Kavramlar kategorisinde 3209 kez okundu.

Bu Yazıyı yazıcıdan çıktı almak için tıklayın.
Bu Yazının kayıtlı olduğu Temel Kavramlar kategorisine gitmek için tıklayın.
Bu Yazıda veya sayfada hata varsa lütfen bize bildirmek için tıklayın
 
     
 
Okuduğunuz yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kur'an Nesli alıntıladığı tüm yazıları hiçbir ticari kaygı gütmeksizin bilginin paylaşılması maksadıyla sizlere sunmaktadır..
KURANNESLI.info - 2005