Bu sayfadaki yazıları büyütebilmek için tıklayınBu sayfadaki yazıları küçültebilmek için tıklayınBu sayfayı yazıcıya göndermek için tıklayınBu sayfayı favorilerinize eklemek için tıklayınBu yazının kayıtlı olduğu kategoriye gitmek için tıklayınBu yazıda hata veya sormak istediğiniz soru varsa tıklayınBu yazıyı arkadaşınıza tavsiye edebilmek için tıklayınBu yazıyı açık arkaplan koyu yazı formatlarıyla görüntülemek için tıklayınBu yazıyı koyu arkaplan açık yazı formatlarında görüntülemek için tıklayınBu yazıyı sarı arkaplan koyu kırmızı formatında görüntüleyebilmek için tıklayın
Yardım için tıklayın  
   
 

 

       
  EBABİL KUŞLARI NE ZAMAN GELİR?  

Arama:    

 



Her hangi bir nedenle 'Ebabil kuşları' konusu gündeme geldiğinde, hemen akla Fil süresindeki olaygelir 
   

Giriş:


Her hangi bir nedenle 'Ebabil kuşları' konusu gündeme gel­diğinde, hemen akla Fil süresindeki olay gelir, buna bağlı ola­rak olayın tarihi anlatımı ortaya konur. Konu İle ilgili tarihi bilgiler ve rivayetler değişik kitaplarda bol bol mevcuttur. Anlatılanla­rın çoğu biribirine yakındır. Olay mucize olarak ele alınıp çe­şitli tartışmalara girilmiştir, kuşların biçimleri boyutları konusunda tartışılmıştır, mesele bilinen tabiat kanunları sınır­ları içine alınıp irdelenmiş ve çeşitli tahminler ileri sürülmüş­tür. Bu makalenin sınırları içinde bu ayrrntıların hiç birisi üzerinde durulmayacaktır. Ancak şu kadarını söylemek yerinde olur kanısındayım: Olayda insan olarak iki isim ön plândadır: Ebrehe ve Abdülmuttalib? Ebrehe; Emperyalist ruhlu, ekono­mik çıkarları için oldukça acımasızlaşmış, büyük askeri ve mad­di güç sahibi negatif bir kişi. Abdülmuttalib; Kâbeyi ve kâbenin taşıdığı kutsal değerleri koruyan, ama askeri ve maddi gücü yeterli olmayan, güvenilir bir lider durumundaki pozitif bir ki­şi. Bu iki kişiliğin temsil ettiği değerlerin çatışmasında, ebabil Kuşları Abdülmuttalib'in lehinde fonksiyonlarını icra etmişler­dir. Olayın ayrıntılı tartışmaları hangi boyutlarda yapılırsa ya­pılsın, bu yönü sahihtir. Yani, fil sahiplerinin gücü karşısında zayıf durumda bulunan tarafa Allah(c.c) Ebabil Kuşları ile yar­dım etmiştir. Bunu Fil süresinde açıkça görebiliyoruz.


Şimdi bu çok önemli ve anlamlı olayı bütün zaman ve mekân­lara şamil kılarak, evrensel boyutlarda ele alıp gündeme ge­tirmek istiyorum. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de yer alan her bilgi, hüküm, emir, kıssa,..v.s. evrensel boyutlara sahiptir. Buna ke­sinlikle inanmak ve bütün meselelere bu gözle bakmak her Müslüman için vazgeçilmez bir şarttır...


O halde makalemizin ve konumuzun başlığı olan sorumuzu tekrar soralım:


"Ebabil Kuşları ne zaman Gelir?" Sorumuzun cevabı; Kur'an-ı Kerimin'in bir çok süre ve ayetlerinde, Resulüllah(s)'ın örnek hayatında ve insanlık tarihi boyunca müslümanların islâmi mü­cadelelerinde vardır. Ancak makalemizi belli sınırlar içinde tu­tabilmek ve konuyu özlü bir şekilde verebilmek için; Kur'an-ı Kerim'den dört süreyi ele alıp, tartışma açmak ve konuyu iş­lemekle yetineceğim. Söz konusu dört sürenin konumuzu belli bir plân içinde zaten açıkça verdiğini Allah'ın izni ile hep bir­likte göreceğiz, bu süreler; Alâk, Maun, Kâfirun ve Fil sürele­ridir. Bu sıralama kronolojik sıraya göredir. Alâk süresi ile Muan süresi arasında başka sürelerin bulunduğu herhalde bi­linmektedir. Bu arada konumuzu belli bir bütünlük içinde oku­yucuya sunabilmek ve gene okuyucuya bazı İpuçları verebilmek bakımından, öncelikle sürelerin nüzul sırasına göre meallerini vermeyi yararlı olur diye düşünüyorum ve öyle ya­pıyorum.


sürelerin mealleri I- Alâk süresi


Rahman-Rahim Allah’ın adıyla


1-    Oku, Yaratan Rabb'in adıyla.


2-    O, insanı alâktan yarattı.


3-    Oku, Rabb'in nihayetsiz kerem sahibidir.


4-    Ki O, kalemle öğretti.


5-    İnsana bilmediğini öğretti.


6-    Bütün bunlara rağmen insan tuğyan eder.


7-    Kendini müstağni sayarak.


8-    Kesinlikle dönüş Rabb'inedir.


9-    Gördün mü nehyedeni?



10-    Salâtında iken bir kulu,


11-    Gördün mü ya o (kul) hidayet üzerinde ise?


12-    Ya da takvayı emrettiyse,



13-    Gördün mü ya öbürü yalanlayıp tevelli ettiyse?


14-    Yoksa bilmez mi? Allah muhakkak görmektedir


15-    Haaayır! Eğer bundan vaz geçmezse nasiyesine darbe­
mizi indiririz.


16-    Yalan ve günah ile elde edilmiş nasiyesine.


17-    O zaman çağırsın çağırabileceklerini,


18-    Biz de çağırırız zebanileri.


19-    Sakın haa! Kesinlikle onlara itaat etme, secde et ve yaklaş.


M- Maun süresi


Rahman-Rahim Allah'ın adıyla


1-    Gördün mü dini yalanlayanı?


2-    İşte odur, yetimi şiddetle azarlayıp kovan.


3-    Aciz, zavallı yoksulun doyurulmasına ön ayak olmayan.


4-    Yazıklar olsun o musallilere!..


5-    Ki onlar salâtlarında bilinçsiz ve gaflet içindedirler.


6-    Ki onlar birbirlerine gösteriş yaparlar.


7-    Ve onlar en küçük yardımı (ya da gerçek din hakkında yar­dımlaşmayı) men ederler.


                                                                            III-   Kâfirun süresi


Rahman-Rahim Allah'ın adıyla


1-     De ki: "Ey kâfirler"


2-     İbadet etmem ibadet ettiklerinize


3-     Ve siz de ibadet etmezsiniz, benim ibadet ettiğime.


4-     Ve ben, sizin İbadet ettiklerinize kul olmam.


5-     Siz de ibadet etmezsiniz, benim ibadet ettiğime


6-     Sizin dininiz sizindir, benim dinim benimdir.


IV- Fil süresi


Rahman-Rahim Allah'ın adıyla


1-Görmedin mi Rabb'in fil sahiplerini nasıl yaptı?


2-     Onların tuzaklarını başlarına geçirmedi mi?


3-     Onların üzerlerine Ebabil Kuşlarını gönderdi.


4-     Onlara pişmiş çamurdan sert taşlar atıyorlardı.


5-     Nihayet onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.


C / Sürelerde konumuzla İlgili odak noktalar ve bu nokta­ların birbirleriyle ilişkileri:



1- Alâk süresinde: Alâk süresi bütün olarak ele alındığında aynı derecede önemli bir çok konunun bulunduğu kolayca gö­rülüyor. Bu konuların en önemlilerinden birisi ve Konumuzla ilgili olanı şudur: Allah en büyük ikram sahibidir. Başka bir de­yişle; Nihayetsiz kerem sahibidir. Genelde insanın, özelde müs-lümanın ya da müslüman toplumun ihtiyaçları iki türde toplanabilir:


a) Bilgi b) Güç


Bu ihtiyaçların Allah (c.c) tarafından bir ikram olarak insana verilmesi için, insan tarafından gerekli şartlar yerine getirildi­ğinde (okumak, salâtı ikame etmek, hidayet üzerinde olmak, takvayı emretmek, secde edip Allah'a yaklaşmak) Allah da ik­ramını yapacaktır. "Oku, Rabb'in nihayetsiz kerem sahibidir: İnsan neyi bilmiyorsa onu öğretti-Biz de zebanileri çağırırız."


Bu ayetlerde ikram eden: Yani öğreten ve zebanileri çağıran yüce Allah'tır. Daha açık bir deyimle: Burada Allah'ın ikramı, bilmediğini öğretmek ve zebanileri çağırmaktır. Bu ikramlar­dan konumuzla doğrudan ilgili olanı zebanileri ç ağınmaktır. Şimdi bu aşamada şu soruyu kendimize soralım. Kimdir, ne­dir bu zebaniler ve çağırıldıklarında ne yapacaklar? Sorunun cevabı açık ve net bir şekilde sürenin içindedir. Bunu görebil­mek için zebani ile ilgili ayetten sonraki ayete ve önceki ayet­


lere bakmak yeterli olacaktır. Baktığımızda özetle şunu görüyoruz: Yalanlayıcı, nehyedici ve bunların düzenlerini ayak­ta tutmalarına yardımcı olanların nâsiyelerine darbe İndirile­cektir. Ancak Allah'a kul olanların maddi güçleri buna yetme­mektedir. İşte bu durumda zebaniler gündeme geliyor. Demek ki zebaniler, azgınların nâsiyelerine darbe indiren, olağan üs­tü güç ve kuvvet sahibi, Allah tarafından gönderilmiş yardım­cılardır. Alâk süresinde bu gerçeği gördükten sonra diğer sü­relerle ilişkiyi kolayca kurabiliriz.


2-  Maun süresinde: Bu sürede gerçekten korkunç boyutlar­da kişi ve olaylar anlatılmaktadır. İnsanın tüyleri ürperiyor. Yalancılar,,ı, münafıkların, müşriklerin, dalkavukların, gösteriş meraklıların oluşturduğu bir toplumsal yapı. Rezalet! Öyle bir rezalet ki, olumlu yönden en küçük bir yardımlaşma görülürse derhal men ediliyor. Bu toplumda muhalliler de var. Ama on­lar öyle bir kınanıyor ki, gaflet içinde oldukları "Fa veylün!"yazıklar olsun! diye yüzleri ne vuruluyor. Tablo şöyle özetle­nebilir: Din yalanlanmış. Yani din adına ne varsa pratikte or­tadan kaldırılmış. Bunu yapanlar hemen arkasından her konuda ve alanda halka zulmetmeğe başlamışlar. Bu arada bazı din­sel görevleri sadece şekil olarak yerine getirenler var. Akılla­rınca musalli geçiniyorlar. Öyle ki, bunlar yaptıklarından müsterih olmak için yaptıklarını birbirlerine gösteriyorlar. Hatta gerçek Din hakkında yardımlaşmak isteyenlerindin adına ken­di yaptıklarını göstererek men ediyorlar. Bu aşamada ister is­temez iki grup insan ortaya çıkıyor. Birincisi: Dini yalanlayıp istedikleri gibi bir yapı oluşturanlar ve bunlara uyan gaflet için­deki musalliler.


İkincisi: Oyunun farkına yaran ve gerçek Din hakkında yardım-laşıp, tekrar gerçek Dini yerleştirmek isteyenler.


Her din sahibi kendisine kesin ibadet ister ve kendi dini aley­hine olacak her hareketi men etmeğe çalışır. Bu insanlık tari­hi içinde süregelmiş, değişmez bir yasadır. Konu Kâfirun süresinde daha bir açığa çıkmaktadır.


3-  Kâfirun süresinde: Maun süresinde bildirildiği gibi, ger­çek dini yalanlayıp yerine sahte dinlerini yerleştirdikten sonra otoriteyi ele geçirenler herkesten kesin ibadet istemektedir­ler. İste kâfirun süresinde, bu iki tarafın sözlü mücadeleleri sah­nelenmektedir.   Sahte  din   sahipleri,   hükümran  oldukları beldelerde herkesten kesin ibadet isterlerken Müslümanları da bunun dışında tutmamaktadırlar. Hatta yalanlanan din İs­lâm olduğuna göre esas mücadeleleri Müslümanlarladır. Ama süreden de anlaşıldığı gibi Müslüman bunlara teslim olmuyor her hangi bir uzlaşmaya da girmiyor. Ayrıca süre boyunca şanlı bir mücadele verdiğini görüyoruz. Müslüman son söz olarak da, ne pahasına olursa olsun dininden vaz geçmeyeceğini, yani kâfirlere ibadet etmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. An­cak bu sözlü ve iman plânında yaptığı savunmayı, madde plâ­nında, savaş alanında sürdürebilecek yeterli güce sahip değildir. Ama o insan olarak üzerine düşeni yapmıştır. Şimdi sıra Allah'ın İkramındadır. Allah bu kadar samimi olan kulu İçin zebanileri artık çağıracaktır. Çünkü bu O'nun vaadidir.


4- Fil süresinde: Bu sürede kâfirlerin hakikat cephesinde sa­vaşanlara karşı çok güçlü silah araç ve gerece sahip oldukla­rım anlıyoruz. Sürede adı geçen fil sahipleri, bütün zaman ve mekânlarda İslâmın düşmanı olan süper şer güçleri temsil eder. Sürede esas verilmek istenen konulardan birisi şu ol­malı: Ebabil kuşları ile fil sahiplerinin nasıl perişan edildiği göz­ler Önüne serilerek, Allah'ın yardımının anlatılmasıdır. Hakikati temsil eden insanın, ölüm pahasına da olsa davasından vaz geçmediği bir durumda Allah'ın yardımının şu ya da bu şekil­de mutlaka geleceği, vaat edilmektedir.


Sonuç


Bu dünyada gerek fert olarak gerek toplum olarak gerçek an­lamda müslümanca bir hayat sürdürebilmede öyle kolay bir iş değildir. Bu zorlu, çileli, ama sonunda mutluluğa çıkan yol­da, zulme, şirke ve tuğyana bulaşmadan yürüyebilmek ger­çekten zor bir iştir. Ama Allah'ın her zorlukla beraber bir kolaylık vereceğini bilmek ve bunu ummak insana güç veriyor.


Müslüman’ım diyen insan ve bu insanların meydana^getirdigi topluluk, inanç ve düşüncesini (akidesini) Kur'an ile kurmuş, ayrıca bu akidesini Resulüllah'ın Örnek hayatından somut ör­neklerle de destekliyorsa; onun yolu felaha çıkar. Maun süre­sinde tanıdığımız Dini yalanlayıcı lan n istedikleri gibi bir musalli olmaz, Kâfirun süresinde gördüğümüz "Senin dinin sana, be­nim dinim bana" diyebilen yiğit bir müslüman olursa; Allah da ebabil kuşlarını zor durumda kalacak böyle kulları için gönderir.


Bu gün çağdaş fil sahiplerinin çok güçlü ve etkili silahlan var. Bunu herkes biliyor. Bu silahlar sadece roketler, füzeler ve kim­yasal silahlar değildir. Sinema, basın-yayın, televizyon gibi araçlar da bu silahlara dahildir. Günümüzün ekonomik amaçlı savaşlarında o kadar çeşitli silah kullanılmakta ki, sayısını bil­mek ya da şudur-budur demek kolay değildir.


Fil süresinde dikkat edilirse ilginç bir kıyaslama espirisinin bu­lunduğu görülebilir. Bu çok önemlidir. Evet gerçekten Müslüman bu espiriyi kavraması çok zor değildir. Şer güçleri temsil edenlerin sahip oldukları en önemli savaş araçları filleridir. Fil­ler, O zaman için savaşlarda hemen hemen neticeyi tayin eden günümüzün nükleer bombalan gibi bir şey... Allah'ın gönder­diği varlıklar ise; kuşlar...


Evet, Filler ve kuşlar... Filler yeniliyor!.. Kur'an-ı Kerim'den az da olsa haberi olanlar ve İslâm tarihindeki gerçek cihat sah­nelerini bilenler hemen hatırlayacaklar: Allah'ın değişmez ya­salarından birisi de; Az kuvvete sahip müslümanları, kendilerinden daha fazla kuvvete sahip kâfirlere galip getir­mesidir. Bütün mesele kâfirlerle herhangi bir uzlaşmaya gir­meden, onlara boyun eğmeden, ölüm pahasına "sizin dininiz sizindir, benim dinim de binimdir" diyebilmekte ve Allah'ın İk­ramını hak etmektedir.


"Sakın haa!. Kesinlikle onlara itaat etme, secde et ve yaklaş."


 


Mustafa DEMİR-Kalem Dergisi-1988-sayı-10-11


 

   
Bu Yazı Hakkında
Bu Yazı 02.11.2005 01:48:49 tarihinde siteye eklendi ve Kuran Ahlakı kategorisinde 2465 kez okundu.

Bu Yazıyı yazıcıdan çıktı almak için tıklayın.
Bu Yazının kayıtlı olduğu Kuran Ahlakı kategorisine gitmek için tıklayın.
Bu Yazıda veya sayfada hata varsa lütfen bize bildirmek için tıklayın
 
     
 
Okuduğunuz yazıların sorumluluğu yazarlarına aittir. Kur'an Nesli alıntıladığı tüm yazıları hiçbir ticari kaygı gütmeksizin bilginin paylaşılması maksadıyla sizlere sunmaktadır..
KURANNESLI.info - 2005